Pi Sayısı Hakkında

 

Sembolü, Yunan alfabesinin 16. harfidir. Bu harf, aynı zamanda, Yunanca çevre (çember) anlamına gelen "perimeter" kelimesinin de ilk harfidir. İsviçreli matematikçi Leonard Euler, 1737 yılında yayınladığı eserinde, daire çevresinin çapına oranı söz konusu olduğunda, bu sembolü kullandı.

Leonard Euler'den önce gelen bazı matematikçiler tarafından da, bu sembol kullanılmıştır. Ancak, Leonard Euler'den sonra gelen, tüm matematikçiler bu sembolü benimseyip kullandılar. Ayrıca, doğal logaritmanın tabanı olan 2, 71828… sayısı için, L. Euler'in kullandığı e harfi, sembol olarak bütün matematikçiler tarafından kullanılmaya başlanmış, benimsenmiştir.

Gene, karekök içinde -1 imajineri için de, L. Euler ile birlikte pi sembolü kullanılmaya başlanmış ve genelleşmiştir. İnsanoğlu; daire dediğimiz, kendine özgü düzgün yuvarlak şeklin farkına, tekerliğin icadından çok önceki tarihlerde varmıştır. Bu şekli, diğer insan ve hayvanların gözbebekleri ile gökyüzündeki Güneş ve Ay'da görüyordu. Derken, elindeki sopa ile kum gibi düzgün yüzeylere daire çizdi. Sonra düşündü; bazı daireler küçük, bazıları ise büyük. Görüyordu ki ( sezinliyordu ki ), dairenin bir ucundan öteki ucuna olan uzaklığı ( çapı ), büyürse, çevresi de o kadar büyüyordu.

Sonra gene düşündü, cilalı taş devri insanı, artık soyutlamasını yapmıştı. Dairenin; çevresinin uzunluğu ile çapının uzunluğu orantılıydı. Çevrenin çapa oranı, daireden daireye değişmiyor, sabit kalıyordu. Demek ki; bugünkü gösterim şekliyle, bu sabit orana pi dersek; Çevre/Çap = pi sabit. Şeklinde yazılabiliyordu. Bu oranın sabitliği anlaşıldıktan sonra, sabit oran değerinin, sayı olarak belirlenmesi gerekiyordu.

Pi Sayısının Tarihsel Gelişimi Kaynaklar, pi sayısı için, gerçek değerin ilk kez Archimides ( M. Ö. 287-212) tarafından kullanıldığını belirtir. Ancak, Archimides'ten önce, Eski Mısırlılar'da ve Mezopotamya Babil devrinde, Archimiden'den sonra da, 15. yüzyıl Türk-İslam Dünyasının ünlü matematikçisi Gıyasüddin Cemşid ( ?-Semerkant 1429 ? ) tarafından, pi sayısı için yaklaşık bazı değerler kullanılmıştır. Sıfır ( 0 ) ın Tarihi Sıfır'ın çok eskiden beri bilindiği sanılmaktadır.

Kuzey Hindistan da 7. asırda kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Orta Amerika da Maya medeniyetinden günümüze kadar gelen kalıntılarda rastlanmıştır. Sıfır, Arapça ya "aş-şifr" ya da "şsifir" olarak Hindistan'dan geçmiştir. Eski Latin matematikçileri bu kelimeyi "zephyrum" olarak tercüme etmişleridir. Daha sonra, diğer Avrupa dillerine "cifra", "zeuero", "cifre" ve "chiffre" kelimeleri haline geçmiştir.

Matematik Nasıl Bir Yapıdadır? Önce Aksiyom var. Aksiyom "kanıtlanamayan ama kanıtlanmasına gerek duyulmayacak derecede doğru olan tümce" dir. Örneğin. "Her sayı kendine eşittir." "İki noktadan bir doğru geçer" Buna göre, matematik, "aksiyomlar ve aksiyomlarla donatılmış sembollerden oluşan küme" biçiminde tanımlanabilir. Matematikte Ne Yapılıyor?

Matematikte, aksiyomlardan hareket edilerek teoremler ispatlanır. Buna göre, matematiği başka bir biçimde aşağıdaki gibi tanımlayabiliriz. "Matematik, nesnel gerçeklikten ( yani, aksiyomlar ya da aksiyomlar yardımıyla ispatlanmış teoremlerden ) hareketle gene nesnel gerçekliği anlamak, onu biçimlendirmek için soyutlanan kavramlar ve bu kavramlar arasındaki ilişkilerdir."

Bu tanım, günlük hayatta yaşadığımız, resim ya da müzik yapmak, tartışmaya girmek gibi pek çok olay için geçerlidir. Bu nedenle, matematik, sanatta, edebiyatta, hukukta yani, yaşamın her alanında kullanılan yöntemlerin bir sistematiğidir. Sistematiğidir diyoruz çünkü günlük hayatta "kuraldışı" olmasına karşın, matematikte "kuraldışı" yoktur. Matematikte kuraldışı olmadığı için, doğrudan hareket edilerek doğrular bulunur. Hemen akla şu soru gelir: doğrulardan hareket edilerek her iddia ispat edilebilir mi? Bu mümkün değildir.

Çünkü ispat edilemeyen pek çok iddianın varlığını biliyoruz. Acaba, yanlışlardan hareket edilerek her iddia ispat edilebilir mi? Bunun için, bilinen hikâyeyi hemen anlatalım: Betrand Russel'a takılmak için sorarlar : "1=2 kabul edersek, sen Papa olduğunu ispat edebilir misin?

Cevap, - Beni Papa ile aynı odaya kapatın. Odada kaç kişi var? - 2 kişi - Ama 1=2 dir. O halde, ben Papayım. Matematik Nasıl Doğdu, Gelişti? İlk matematikçi belki de, sürüsündeki hayvanları saymaya çalışan bir çobandı. Büyük bir olasılıkla da ilk bulunan sayı "çok" dur. Sonra2, daha sonrada 1 bulunmuş olabilir. Ama en zor bulunan 0 (sıfır) dır. 0 sayısı M.S. 7. yüzyılda Hindistan da (sıfır ile Budizm de Nirvana'ya ulaşmak arasındaki ilişkiyi incelemek ilginç olabilir.) kullanılmaya başlanmıştır.

Bu belki de, insanlığın en büyük buluşudur. Sayma sisteminin ne kadar uzun sürede geliştiği, ilkel toplumlarda nasıl doğduğu, yakın zamanlarda ortaya çıkarılan birtakım ilkel kavimlerde gözlenebilmiştir. Avustralya da bir kavim 1, 2, 3, çok diye dört sayı biliyor fakat bütün çocuklarını sayabiliyormuş; ilk doğan erkek çocuğun her ailede adı aynıymış, 2. , 3. için de böyle ve kız çocukları için de aynı şeyi yapıyorlarmış. Böylece, bir çocuğun kaçıncı erkek ya da kaçıncı kız çocuğu olduğunu bilebiliyorlarmış. Ama koyunlarını sayamıyorlarmış.

Bir başka kavimde, en çok koyunu olan kişi, kavmin reisi olarak seçiliyormuş Seçimde iki aday varsa, yan yana iki ağıldan koyunlar birer birer çıkarılıyor ve ilk tükenen seçimi kaybediyormuş. Başka bir kavimde ise, tek ve çift kavramları varmış. Çoban koyunları her sabah ikişerli gruplar halinde ağıldan çıkarıyor ve akşam ikişerli gruplar halinde ağıla alıyormuş. Bu işlem sonucunda, tek koyun kalıyorsa, çoban tek sayıda koyunu olduğunu ve eğer tek koyun kalmıyorsa, çift sayıda koyunu olduğunu anlıyormuş.

Oldukça erken çağlarda, insanlar aynı cins nesneleri karşılaştırarak, büyüklüklerini ölçerek ve arlarına oranlar kurarak matematiğe başlamışlardır. Kemik üzerine, kum üzerine çizerek ya da, ipe düğüm atarak bir büyüklüğü belirtmeye çalışmışlardır; Sümer çobanları her hayvanı kilden bir koni ile gösterip, bu konileri kıldan bir torba ya da, kilden bir küp içinde biriktirerek ölüm, doğum, alım, satım hesaplarını tutmuşlar. Mezopotamya da kent yerleşiminin karmaşık ekonomilerini düzenlemek için, küp içine koni koymak yerine, küp üzerine benzer şekiller çizilmiş.

Böylece, M.Ö. 3000' e doğru ilk yazılı sayılama ile karşılaşmış oluyoruz. Tarımla uğraşan en ilkel kabileler bile, mevsimlerle ilgili bilgileri edinmek zorundaydılar. Örneğin, eski Mısır da Nil taşkınlarının ne zaman olacağını bilmek çok önemliyi. Taşkından sonra kaybolan toprak sınırlarını yeniden hesaplamak gerekiyordu. Böylece, geometri ve astronomi gelişti.

Fenikeliler gibi tüccar-denizci toplumların ekonomileri bir muhasebe sistemi gerekmiştir. Miras bölüşümü ve denizcilik zanaatı için aritmetiğin, geometri ve astronominin bilinmesine gereksinim vardı. Böylece, toplumsal yaşamın gerektirdiği matematiksel gelişme belirli bir düzeye erişti. Daha sonra, matematik sadece uzmanların anlayabildiği bir meta haline geldi; İnsanlar olgularla yetinmeyip ispata yöneldiler. Bu durum, en belirgin biçimde eski Yunanistan da ortaya çıktı. İspat etmenin ön plana çıkması ile matematik günümüzdeki gelişmişlik düzeyine ulaştı. Eski Mısır da Pitagor (Pisagor) teorimi biliniyordu.

Ancak ispatı önemliydi ve ilk olarak eski Yunanistan da ispat edildi. Hindistan da tüccar bir toplum vardı ve teoriden çok pratiğe önem veriliyordu. Ancak, ticarette borç problemlerinin çözümü için negatif sayılara gereksinim vardı. Böylece, bildiğimiz sayı sistemi gelişti. Dolayısıyla, Analiz ve Cebir gelişti. Bu kavramlar daha sonra Araplar aracılığıyla Avrupa'ya geçti.

Oldukça erken çağlarda başlayan ve Babil, Asur, Mısır, Yunan uygarlıklarında genel toplumsal yaşamın gerektirdiği ölçüde gelişen matematik Avrupa'ya oldukça geç ulaşabildi. Ancak belirli bir gelişmişlik düzeyinde Avrupa'ya ulaşan matematik, 15. yüzyıla kadar sadece az sayıda din adamı ya da filozofun elinde birer eğlence ya da güç teorisi olmaktan öteye gidemedi. 15. yüzyılda tam sayılarla toplama ve çıkarma, Avrupa'nın ancak birkaç üniversitesinde öğretilebiliyordu.

Çarpmayı öğrenmek için İtalya'nın en önemli birkaç üniversitesinden birine girmek gerekiyordu. Geometri olarak Öklid geometrisinin basit konuları, sadece büyük filozofların tartışma konusuydu.

Bölme işlemi ise 16. yüzyılın getirdiği bir yenilikti. Matematikte bilim kavramı ancak 17. yüzyılda kullanılmaya başladı. 20. yüzyılın başlarında Analiz, Cebir ve Geometri belirli bir düzeye erişebildi; Kümeler Teorisi kuruldu, böylece matematik büyük bir gelişme hızı hazandı ve devam ediyor.

? = 3,14

Matematik Zümresi